Vapur güzelim mavilikte ileriye doğru tam yol seyrederken, Topkapı Sarayı’nın incelikli kuleleri, kurşuni kubbeleri, yemyeşil manzarası yavaş yavaş ardımızda kalıyor. Kıyıda Eminönü iskelesi köpük köpük, vapurlar karşılayıp, vapurlar uğurluyor. İnsanlar telaşlı karıncalar misali kıpır kıpır bir o tarafa bir bu tarafa sürekli bir hareket halinde günlük hayat keşmekeşini yaşıyor. Ben, ayıptır söylemesi, vapurun en güzel yerine kurulmuş serin bir meltemle püfür püfür giderken arkamda bıraktıklarımı seyrediyorum. Aman, yok canım, öyle çok uzağa uzun bir kaçış değil ne yazık ki bu, sadece günübirlik bir adalar kaçamağı yapıyorum. Adaların en güzel yanlarından biri bu işte; vapur seyahati… Deniz çok güzel, rüzgâr çok güzel, manzara çok güzel ve Yaz bütün bunlarla beraber daha da güzel.
……
Prens Adaları adı ile de anılan Adalar, Marmara’nın tam orta yerine kurulmuş, 8 adadan mürekkep bir hediye bence İstanbul’a… Şehrin azametini ve güzelliğini artıran. Diğer pek çok tarihi bölge gibi adaların da geçmişi Bizans İmparatorluğuna dek uzanıyor. Adalar bu devirde uzunca bir dönem manastırlara ve sürgünlere ev sahipliği yapmış olmanın yanı sıra saray eşrafına da yazlık yeri olmuş. 19.yy başlarında buharlı vapurların tarih sahnesine çıkmasıyla ulaşımı kolaylaşan Adalar’ın nüfusu artmış ve yerleşik yaşam başlamış.
Hikâyenin burasında bir iç geçiriyorum çünkü ben de bir dönem çok istemiştim adalardan birinde ikamet etmeyi.
Hiç kuşkusuz dört mevsimin dördününde ayrı bir yeri ve tadı vardır adalarda.
Misal şimdi toplasam tası tarağı, vursam heybeyi sırtıma, yerleşsem Büyükada’ya; gündüzleri canım denizi ve güneşi, akşamları hararetli eğlenceleri ile muhteşem bir yaz geçiririm. Derken hafif hafif sertleşmeye başlayan ada rüzgârları Sonbahar’ın gelişini haber verir. Ama Ada’da Sonbahar’da güzeldir. Yavaş yavaş boşalmaya başlayan sokakları, yalnız ve kimsesiz kalan faytonları ve restoranları ile hissettiğim buruk hüznü, ada sakinlerinin yılları bulmuş dostane muhabbetleriyle azaltırım. Akşamları sahilde yaptığım uzun ve sakin yürüyüşlerime müteakip, kaldığım kâgir konağın ikinci katındaki odasına tahta merdivenleri gıcırdatarak çıkar, cumbalı pencerenin pervazında bir kadeh şarap eşliğinde hikâyelerimi yazarım. Derken iyice ayaza kesen rüzgârlarla koyu bir Kış bastırır, işte o zaman hırçın deniz seferleriyle küçük İstanbul kaçamakları düzenleyip, şayet eğer yağarsa adada kar sefası yaparım. Uzun kış gecelerinde şehrin karmaşasından kaçan arkadaşlarıma mükellef sofralar kurar, tadına doyulmaz muhabbetler açarım. Bahar yavaş yavaş gelir, Nisan yağmurlarıyla toprak bereketlenir, kışın soyunmuş tüm ağaçlar giyinip çiçeklenirken, piknik yapmak için tepelerden tepe beğenirim, elimde piknik sepetim faytona atladığım gibi çimenlere giderim. Ha! Bu arada Aya Yorgi’ye adak zamanını da kaçırıp gazetelerden okuyarak hayıflanmak yerine en önce manastıra ben giderim.
Fazla mı hayalci olduğumu düşündünüz? Evet öyleyim. Ama kurması bile öyle güzel oldu ki şu an, kim bilir bir de gerçekleşse neler hissederim. Bir de, bakın, hikâye yazarı Sait Faik Abasiyanık da adada yaşamış. Tek ben değilim demek ki adaperest hikâyeci. Bugün yaşadığı ev müzeye çevrilmiş ve uğrağı, gün batımı ile şöhretli Kalpazan Kaya mahalli meşhur bir kahve olmuş.
Adaları gezmek ise apayrı bir keyif. Hepsinin kendine has bir tadı bir güzelliği var.
Heybeli Ada' da çamlıklar içerisinde siyasi ve politik dalgalanmalara sebep Rum Ruhban Okulu var. Ada’da yerleşim alanlarının arka cihetinde çok güzel bir koy ile meşhur Değirmen Burnu piknik alanı mevcut.
Takım Adaların en büyüğü, benim yaşamak istediğim Büyük Ada. Fayton turu ile çevreyi gezmek iki saate yakın bir zaman alıyor. Halk plajı olan Yörük Plajı şahane bir koyda. Bu plaj halka ait ama adanın güney tarafında ki koylar ıssız ve tekneler için ideal mekânlar.
Bunlardan başka Heybeli yönünde, ismini biçiminden almış Kaşık Adası yer alıyor.
..
Anlatırken aklıma geldi, müsaadenizle hayalime küçük bir ekleme yapmak istiyorum; minik bir tekne! Bildiğiniz motorlu kayık, balıkçıların kullandığından. İşte o zaman tam olur keyfim, mevsimine hiç bakmam fırsatı ve havayı uygun bulduğum her an…
Şairin dediği gibi;
“O ada senin bu ada benim
Yelkovan kuşlarının peşi sıra” …
Eşsiz mavilikte süzülür giderim
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder